Nazif Kocaçoban
nazifkocacoban@diyanetsen.org.tr
Vakıf Medeniyetinden Geleceğe: Bir Hayır Yarışı Olarak Vakıf Kültürü
"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" düsturunu bir temenni olmaktan çıkarıp kurumsal bir hakikate dönüştüren ecdadımız, İslam’ın yardımlaşma ruhunu vakıf müessesesi ile ebedileştirmiştir. Kur’an-ı Kerim’in "ahsen-i takvim" (en güzel surette) yarattığını müjdelediği insanoğlu, ilahi bir sorumlulukla yeryüzünü imar etmek, adaleti ve merhameti tesis etmekle görevlendirilmiştir. Bugün bizler, Diyanet-Sen çatısı altında hem Diyanet İşleri Başkanlığı hem de Vakıflar Genel Müdürlüğü çalışanlarımızın haklarını savunurken, aslında bu kadim mirasın nöbetini tutuyoruz.
Ecdadımız Osmanlı, vakıf müessesesini öyle bir noktaya taşımıştır ki; bir fert vakıf evde doğar, vakıf beşikte uyur, vakıf kitaplardan okur ve nihayet vakıf bir tabutla ebediyete uğurlanırdı. Bu sistem, mülkiyeti şahsileştirmek yerine toplumsallaştırmış; zengin ile fakir arasındaki uçurumu "karz-ı hasen", "sadaka-i cariye" ve "avarız vakıfları" gibi zarif köprülerle aşmıştır. Eğitimden sağlığa, bayındırlıktan hayvan haklarına kadar uzanan bu geniş yelpaze, sadece bir ekonomik model değil, aynı zamanda bir nezaket ve estetik medeniyetidir.
Günümüzde Vakıf Kültürünü Nasıl Yaşatabiliriz?
Peki, bugün bu devasa mirası sadece tarih kitaplarında birer hatıra olarak mı bırakacağız? Elbette hayır. Diyanet-Sen olarak, vakıf kültürünü günümüzün modern şartlarında yeniden ihya etmek noktasında büyük sorumluluklar üstleniyoruz:
"Kurumsallaşmış İyilik" Anlayışını Güçlendirmek: İyilik ve yardımlar bireysel olarak başlatılabilir; ancak bu çabaların sürdürülebilir olması kurumsallık kazanmalarına bağlıdır. Bizler bu anlayışı pekiştirmek adına sendika olarak, Memur-Sen ve Diyanet-Sen iş birliği ile Suriye’deki kardeşlerimiz için içinde prefabrik evlerin ve okulun bulunduğu bir mahalle inşa ettik. Yine 6 Şubat depremlerinde, tüm Diyanet-Sen teşkilatımızın destekleriyle deprem bölgesine yardım tırları ulaştırdık, nakdi bağışlarda bulunduk. Gazzeli kardeşlerimizin acısını dindirmek adına geniş kapsamlı yardım kampanyaları düzenledik. Ülkemizde meydana gelen her türlü tabi afette ayni ve nakdi yardımlarda bulunduk. Kalıcı eserler yaptık.
Vakıf, sadece bir bağış değil, iyiliğin kurumsallaşarak ebedileşmesidir. Bu yüzden sendikal mücadelemizi sadece mali haklarla sınırlı görmüyoruz. Üyelerimizin ve toplumun manevi kalkınmasını sağlayacak sosyal dayanışmayı; inancımızdan ve vakıf kültürümüzden aldığımız ilhamla daha da geliştirmeyi hedefliyoruz.
Şehirlerin Ruhunu Yeniden İnşa Etmek: Vakıf eserleri, şehirlerimizin kimliği ve hafızasıdır. Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan mesai arkadaşlarımızın gayretleriyle ayakta duran bu eserleri, sadece taş ve duvardan ibaret yapılar olarak görmüyoruz. Bu eserleri; toplumsal buluşma noktaları, kültür merkezleri ve manevi sığınaklar olarak canlı tutmayı boynumuzun borcu biliyoruz. Vakıf eserleri tarihe yazılmış en büyük delildir.
İnsani Hassasiyet ve Estetik: Hizmetçinin istemeden kırdığı tabağın bedelini ödeyen, göç edemeyen leylekleri tedavi eden bir medeniyetin varisleriyiz. Bu derin nezaketi; bugün amir-memur ilişkisinden üyelerimizle ve vatandaşlarımızla olan diyaloğumuza kadar her alana taşımalıyız. Profesyonelliği merhametle, hizmeti estetikle harmanlayan bir sendikal dil inşa etmek temel gayemizdir.
Bir Emanetin Bekçileriyiz
Biz Diyanet-Sen ailesi olarak; camideki imamımızdan Vakıflar Genel Müdürlüğündeki uzmanımıza kadar hepimiz aynı kutsal amaca hizmet ediyoruz: İslam’ın barış ve huzur (silm ve selam) iklimini yaymak.
Vakıf kültürü, bencilliğin ve maddiyatın hüküm sürdüğü modern dünyada insanlığın ihtiyaç duyduğu en büyük reçetedir. Bu mirasın sadece koruyucusu değil, onu bugünün ihtiyaçlarına göre yeniden üreten ve yaşatan öncüleri olmalıyız. "İyilikte yardımlaşın" emr-i ilahisini rehber edinerek, vakıf medeniyetini geleceğe taşıma kararlılığındayız.
Unutmayalım ki; vakfeden bir el, sadece malını değil, geleceğini de bereketlendirir.


