Ömer Evsen
omerevsen@diyanetsen.org.tr
Toplumsal Şiddet Sarmalına Sürükleniyoruz
Din görevlilerimize yönelik her geçen gün bir yenisi eklenen saldırılarla sarsılırken, son yıllarda toplumun tüm kesimlerine yayılan şiddetin tırmanışı bizi derin bir endişeye sevk etmektedir. Meslek grubumuzun yanı sıra tüm toplumu kuşatan bu kontrolsüz öfke, sadece fiziksel bir saldırı değil, bir arada yaşama irademize vurulmuş ağır bir darbedir.
En son Diyarbakır Yenişehir Selahattin Eyyubi Camii’nde görev yapan iki meslektaşımıza yönelik gerçekleştirilen alçakça saldırı, sadece Diyanet camiasını değil, bu toprakların mayası olan hürmet ve muhabbet iklimini de derinden yaralamıştır. Görevi başında, sadece Allah’ın rızasını gözeterek topluma rehberlik eden din görevlilerimizin darp edilmesi, artık sabır sınırlarını aşan bir noktaya gelmiştir.
Yaralanan kardeşlerimize acil şifalar diliyor, Diyanet-Sen olarak bu menfur hadisenin adli makamlar nezdinde en sıkı takipçisi olacağımızı kararlılıkla ilan ediyorum. Ancak bu olay, buz dağının sadece görünen kısmıdır; karşı karşıya olduğumuz tablo, maalesef topyekûn bir "toplumsal şiddet sarmalıdır."
Bugün Türkiye’de şiddet, ne yazık ki bir "hak arama" veya "kendini ifade etme" yöntemi gibi algılanmaya başlanmıştır. Sokakta, trafikte, hastanede, okulda ve nihayetinde huzurun merkezi olan camide karşımıza çıkan bu kontrolsüz öfke, toplumsal bir cinnet halinin habercisidir.
Hekime neşter atan, öğretmene el kaldıran, kadına ve çocuğa yönelen o karanlık zihniyetten maalesef mihraptaki din görevlilerimizde zaman zaman hedef alınmaktadır. Bu durum, toplumun bağışıklık sisteminin çöktüğünü, "öteki"ne tahammülün bittiğini ve merhametin kuruduğunu göstermektedir. Şiddet, sadece fiziksel bir saldırı değil; bir arada yaşama irademize vurulmuş en ağır darbedir.
İtibarsızlaştırma ve Şiddetin Psikolojik Zemini
Toplumsal şiddetin din görevlilerine yönelmesinde, özellikle sosyal medya ve bazı mecralarda sistemli bir şekilde yürütülen "itibarsızlaştırma" dilinin payı büyüktür. Din görevlisini toplumun dertlerinden kopuk, ayrıcalıklı bir kesim gibi göstermeye çalışan asılsız iddialar, şiddete meyilli zihinler için birer "meşrulaştırma" aracı haline gelmektedir.
Klavye başında üretilen nefret dili, sokaktaki cahil öfkeyle birleşince cami avluları saldırı mahalli haline gelmektedir. Şunu kimse unutmamalıdır: Din görevlisinin itibarını sarsmak, toplumun manevi çatısını çökertmektir. Bu çatı çöktüğünde altında kalacak olan sadece bizler değil, tüm toplumdur.
Çözüm: Cezadan Öte Bir Zihniyet Devrimi
Şiddetle mücadele sadece polisiye tedbirlerle veya güvenlik kameralarıyla mümkün değildir. Bu, topyekûn bir "manevi ihya" ve "zihniyet dönüşümü"nü zorunlu kılmaktadır. Diyanet-Sen olarak şu çözüm önerilerini hayati görüyoruz:
Caydırıcı Hukuki Reformlar: Kamu görevlisine, özellikle de toplumun manevi rehberlerine karşı işlenen şiddet suçlarında "iyi hal indirimi" veya "ceza ertelemesi" gibi uygulamalar derhal kaldırılmalıdır. Suçlu, yaptığı eylemin bedelini en ağır şekilde ödeyeceğini bilmelidir.
Medya ve Yayın Denetimi (Gündüz Kuşağı ve Diziler): Televizyon ekranları, şiddetin meşrulaştırıldığı birer "gayrimeşru okul" olmaktan çıkarılmalıdır. Özellikle reyting uğruna aile mahremiyetini ayaklar altına alan, şiddeti bir çözüm yöntemi gibi sunan gündüz kuşağı programları ve silaha, kaba kuvvete, mafyatik ilişkilere özenen TV dizileri mercek altına alınmalıdır. RTÜK ve ilgili kurumlar, sadece sembolik cezalarla değil; toplumsal ahlakı ve manevi değerleri koruyan gerçekçi bir yayın politikasıyla bu yıkıma "dur" demelidir. Ekranlarda "şiddet tacirliği" yapan yapımların yerini; nezaketi, komşuluk hukukunu ve toplumsal barışı özendiren içerikler almalıdır.
Milli Bir "Nezaket" Seferberliği: Eğitim müfredatımızdan medya diline kadar her alanda şiddeti özendiren içerikler ayıklanmalıdır. "Güçlü olanın haklı olduğu" değil, "haklı olanın güçlü olduğu" bir ahlak nizamı yeniden tesis edilmelidir.
Öfke Kontrolü ve Manevi Rehberlik: Camilerimizdeki vaaz ve irşat faaliyetlerinde "nezaket, sabır ve öfke yönetimi" konuları sadece teorik değil, hayatın içinden örneklerle işlenmelidir. İslam’ın "selam" (barış) dini olduğu gerçeği, her yaştan ferde yeniden öğretilmelidir.
Güvenlik Protokolleri: Özellikle merkezi camilerimizde görev yapan arkadaşlarımızın can güvenliği için profesyonel güvenlik desteği ve teknik altyapı güçlendirilmelidir.
Birlikte "Dur" Diyelim
Bizler, Diyarbakır’daki kardeşlerimizin acısını yüreğimizde hissederken, bu olayın "münferit bir vaka" denilerek geçiştirilmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Şiddet, bir kanser hücresi gibi toplumu kemirmektedir. Bu kansere karşı en büyük ilaç ise adaletin kılıcı ve merhametin kalkanıdır.
Diyanet-Sen olarak, her bir üyemizin can güvenliği sağlanana ve din görevlisine uzanan o eller hukuk önünde en ağır cezayı alana kadar nöbetteyiz. Camilerimiz huzurun adresi olmaya devam edecektir; ancak bu huzuru bozmaya yeltenenler, karşılarında Diyanet-Sen’in ve hukuk devletinin çelikten iradesini bulacaktır. Vakit, toplumsal vicdanı yeniden uyandırma vaktidir.
Ömer Evsen
- Toplumsal Şiddet Sarmalına Sürükleniyoruz
- Diyanet-Sen Büyük Bir Aile
- Bir Din Görevlisinden Gelen Mektuptan Bugüne
- Sosyal Medya ve Kriz Yönetimi
- Sosyal Medya Tavşanı
- Sosyal Medya ve Kriz Algısını Yönetmek
- Kırıcı Dilden Vazgeç CHP!
- Sendikalar ve Sosyal Medya Kullanımı
- Depremin 1. Yılında Diyanet-Sen Yine Alanlarda
- Bekleyen Sorunlar Ötelenmemeli, Çözümü Öncelenmelidir
- İsrail Lanetlidir, Gazze ve Kudüs Bizimdir
- Sosyal Medya ve Biz
- Kamuda 'Eş Durumu Tayini Mağdurları' Çözüm Bekliyor!
- Diyanet Akademisi Açıldı; Hayırlı Olsun
- Sendikal Mücadelede Yeni Bir Soluk


